“Ben Typhon’dan daha fazla kafaya sahip bir canavar miyim yoksa dogasinda tanrisal ve gösterissiz bir kaderden pay almis sakin ve gösterissiz bir varlik miyim?…”


“As I said just now, I investigate myself rather than these things, to see whether I am in fact a creature of more complexity and savagery than Typhon, or something tamer and more simple, with a naturally divine and non-Typhonic nature.”

Maiotik yöntem, bir terapistin danisaniyla belirli bir konu üzerinde konusurken, bilgi derecesini ölçmek için kullanilan bir yöntemdir (1).

Eger ruh sagligindan bahsedeceksek ve ruh sagligi alanindaki çalismalarin baslangiç noktasini ariyorsak Platon’un Phaidros (2) diyalogunun bize harika bir zemin hazirladigini düsünüyorum. Söz konusu diyalogun ondan esinlenen psikanalizin kurucusu Freud’un id-ego-superego (3)anlayisini kavrama bakimandan zorunlu oldugunu düsünüyorum.

Diger birçok kuramin yani sira bu diyalogda Platon hem “arabaci kurami”ni ortaya atar hem de Socrates’in agzindan “techne maieutik” yöntemini harkulade uygular. Annesi bir ebe olan Socrates’in bilim tarihine kazandirdigi “maiotik yöntem”, Türkçe’siyle ‘dogurtma yöntemi’, psikoterapi’de danisman ve danisan iliskisinde en çok tercih edilen yöntemlerdendir. Bu yüzden maiotik yöntemle psikoterapinin kesisim noktasi olarak Phaidros diyalogunu incelemek istedim. Simdi dilerseniz bu diyaloga yakindan bakalim:

Kisa Bir Tanim
Phaidros (Fa?d???, Lt. Phaedrus) Platon’un ayni adli diyalogunda Socrates’le birlikte yapitin bas karakteridir (4) . M.Ö. 370’lerde yazildigi kabul edilen eser, Platon’un “Devlet” ve “Sölen” diyaloglariyla ayni dönemde yazilmistir (Y.N. Olgunluk dönemi olarak da anilir). Her ne kadar diyalog “ask” üzerine kurulu olsa da sanat ve retorik de agirlikli tartisma konularindandir ve metempsychosis (µeteµ????s??, Orfik kökenli [Orpheus] Yunan reenkarnasyon inanci ele alinir (5).

Bunun iki nedeni var. Ilk ve en önemli neden köklerden kaynakli. Bir çinar agacinin köklerinden… Sadece bu diyalogda Atina sehrinin disina Phaidros’un israrlariyla çikmayi kabul eden Socrates, sehrin disindaki kirsal alanda bir çinar agaci kesfeder:

“SOCRATES: …neyse sanirim biraz önce söz ettigimiz agaç buydu degil mi?
PHAIDROS: Evet buydu.
SOCRATES: Hera askina! Dinlenmeye ne kadar da uygun bir yer. Agaç epeyce genis ve yüksek, uzunlugu ve gölgesi çok hos, ayrica dalindaki çiçekler sayesinde her yer güzel kokularla dolu. Agacin altindan akan su da soguk, sanki tam da ayaklarimin istedigi sekilde. Genç kizlara, süslere, heykellere bakilirsa burasi Nympheler ya da Akheloios’un kutsal alani gibi. Ayrica güzel de bir esinti var, bu da insanin içini huzurla dolduruyor. Bir yandan agustosböcekleri koro halinde ses çikariyorlar, çimenler ise yattigimiz zaman kafamizi rahatça üzerine koyabilecek kadar güzel uzunlukta.” (230a)
Kadim Yunan’in animistik kökleri bu çinar agacinda gövde bulmus olsa gerek ki, ilerleyen bölümlerde konusma sirasi Phaidros’a geldiginde, Phaidros çinar agacini kendi öznel dogruculugunun merkezine koyar:
“PHAIDROS: Evet söyleyecegim, hem de yemin edecegim. Yemin ederim ki… Acaba hangi tanri adina yemin etsem? Suradaki çinar agaci adina!” (236b)
Bu kutsalligi Sokrates de onaylamaktadir:
“SOCRATES: O halde beni sessizce dinle, zaten burasi da tanrisal bir yer gibi” (238a)

Tylor’in animizm tanimina uygun biçimde (6) çinar agacina verilen önem ve diyalogun sehir disina çikilarak gerçeklestirilmesi, merkezine ruh sagligini alan diyalogda belki de sehir yasantisinin bozdugu duygudurumlarin sagaltimi için pastoral alanlarin tavsiyesine bir göndermedir. Kim bilir?

Delilige Övgü
Kadim Yunan kültüründe mental anormalliklerin nasil algilandigini merak ediyorsak, sanirim Platon bizim için iyi (ama tabii ki yetersiz) bir veri olacaktir. Dilerseniz fazla uzatmadan sözü Phaidros diyalogunda bu durumu etraflica anlatan Platon’a birakalim:

“SOCRATES: O halde genç adam beni dinle: Bir önceki konusmada Myrrinousioslu cesur Pythokleous’in oglu Phaidros konusmustu. Simdi ise sirada Himerali Euphemos’un oglu Stesikhoros var. konusmaya geçmeden önce asiklarin kendilerini kaybeden, asik olunanlarin ise akli basinda insanlar olduklarina yönelik sözlerin dogru olmadigini belirteyim. Eger delilik kötü bir sey olsaydi burada konusulanlar da dogru olurdu ancak bize verilen hediyeler arasinda en büyük iyilikler delilikle birlikte gelen hediyelerdir. Ayrica Delphoi’deki kadin kahin ve rahibeler ya da Dadona rahibeleri Yunanistan’daki çogu islerini akli basinda degil delilik halindeyken yapmislardir. Oysa ki akillari baslarindayken yaptiklari yararli bir is yoktu ya da en azindan çok azdi. Simdi Sibylla ve baskalari gibi kahinlik yoluyla konusursak bu konusmanin uzun bir süre devam edecegi açik. Durum bu sekildeyken isimleri bulan eski insanlarin delililgin kötü ya da utanç verici bir sey oldugunu düsünmemelerini örnek gösterebiliriz. Zaten böyle bir sey olsaydi gelecekten haber veren soylu kehanet sanati ve delilik kelimeleri birbirlerine bu kadar yakin olmazlardi. Bu insanlar tanrisal bir sey oldugunu düsünerek belirttigim sekilde bir isim verdiler. Sonuçta araya aldiklari tuhaf bir tau (ç.n. t harfi) harfiyle bu sonuca ulastilar. Ancak kuslarin izlerini ya da farkli bazi isaretleri akillarini kullanarak incelemek ve gelecekte olacaklari arastirmak isi insanin akli ve daha önceden ögrendiklerinin birlesimiyle gelistigi için oionoistike adindaydi. Daha sonradan gelenler kelimenin anlamini güçlendirmek için bir omega kullandilar ve oionistikes dediler. Yane esikeden yasamis olanlara göre kahinlik isim ve yapilan is bakimindan falciliktan daha üstün oldugu gibi tanrisal delilik durumu da onlara göre insanda her zaman var olan akli basindalik durumundan daha iyidir. Öte yandan geçmiste yasanmis bazi günahlar nedeniyle ailelerin basina bir hastalik ya da büyük bir filaket gelirse yine delilik ve kehanet durumundan yararlaniliyordu ve bu sekilde kötü durumda olanlara yardimci olunmaya çalisiliyordu. Kutsal bir dören ya da arinma merasimi basarili olmazsa delliren kisi bu yöntem sayesinde korunmus oluyor ve delilik yoluyla bir seyler esinlenen insanin içinde bulundugu duruma bir çözüm bulunabiliyordu. Bir baska delilik ya da esinlenme durumu Musalar’dan gelir, bunlar henüz taze durumda bulunan yumusak ruhlari tutarlar, sarkilari ve siirleri görmelerini saglarlar ve bu sekilde eskiden yasamis olanlarin çok sayida sey ortaya çikarmasina ve gençlerin egitilmelerine neden olurlar. Bundan dolayi sair olmanin sanatlara yeterli gelecegine inanip Musalar’in yaratciliklarina gelen bir insanin delirmemesi düsünülemez ya da delirenlerin sairligi akli basinda olanlarin sairligini bastirir. Tanrilarin verdigi deliligin çok sayida iyi sonucu vardir, bunlardan sana bahsedebilirim. Iste bundan dolayi korkmamizin akilli insanlari delilere tercih etmemiz gerektigini söyleyenleri ciddiye almamizin geregi yoktur.” (244-245)

“…Buraya kadar deliligin dördüncü kismiyla ilgili konustuk. Bu durumdaki bir insan güzeli görür ve gerçegi hatirlar, iste o zaman da kanatlarinin çiktigini ve uçmaya hazir oldugunu fark eder. Fakat bunu basaramayip da uçamazsa iste o zaman asagidaki seyleri de umursamaz, zaten deli sayilmasinin da nedeni budur. Böylesi bir delilik içinde bulunan bir insanin kendisinden geçmesi durumu aslinda en güzel ve soylu durumdur.” (249)
“…çünkü daha önceden askin bir delilik türü oldugunu söylemistik degil mi?
PHAIDROS: Haklisin
SOCRATES: Iki ayri delilik türü vardir, birincisi hastaliklardan kaynaklanir, digeri ise zamanla davranislarimizin tanrisal bir biçim almasini saglayan deliliktir.
PHAIDROS: Çok dogru.
SOCRATES: Tanrisal delilik dört grub ayriliyordu ve bunlar da dört tanriya denk gelmekteydi. Apollon kehanetleri, Dionysos sarhoslugu, Musalar sairligi ve en son olarak da en iyisi oldugunu söyledigimiz Aphrodite ve Eros aski.” (265)

ARABACI KURAMI
SOKRATES: “… Ruhun dogustan itibaren yan yana duran bir çift kanatli at ve araba gibi olduklarini varsayalim. Tanrilarin atlari da arabacilari da iyidirler ve iyi soydan gelirller, digerleri farkli seylerin karisimidir. Ruhumuzdaki arabaci, iki atin da dizginini elinde tutar, atlardan biri güzeldir ve iyi bir soydan gelir, digeri çirkindir ve kötü bir soydan gelir. Iste bundan dolayi dizginleri elde tutmak zor ve sikintili bir konudur.” (246)

“In my analogy, a soul is like a organic whole made up of a charioteer and his team of horses. Now, while the horses and charioteers of gods are always thoroughly good, those of everyone else are a mixture. Although our inner ruler drives a pair of horses, only one of his horses is thoroughly noble and good, while the other thoroughly the opposite. This inevitably makes driving, in our, case, difficult and disagreeable.” (7)

“…Ruh tam anlamiyla kanatlandigi zaman gökyüzünün üstüne çikar ve evreni dolasir. Kanatlarini kaybettigi zaman bir cisim bulabilene kadar asagi düsmeye baslar.” (246)
“…Ancak öncelikle ruhun neden kanatlarini kaybettigini açiklayalim. Kanatlar yapilari geregi argir seyleri tanrilarin bulundugu göge yükseltme becerisine sahiptirler. Yani tanrilarla ortakligi bedenden daha çok ruhsal bakimdandir. Tanrisal dedigimiz zaman güzel, bilge, iyi ya da bu tür özellikler akla gelir. Ruhun kanatlarini güçlendiren seler de bu özelliklerdir. Kötülükle ilgili özellikler var oldugu zamansa kanatlar küçülmeye baslar.” (246)
“…Daha önceden ruhlari kendi içlerinde üç kisima ayirmistik, ikisi at seklinde, üçüncüsü araba seklindeydi. Bu söylediklerimi unutmayalim. Bir atin iyi oldugunu digerinin kötü oldugunu söylemistik ancak iyi olanin iyi, kötü olaninda kötü olma nedenlerini açiklamamistik. Artik bunlari konusmamiz gerekiyor. Iyi olan at güzel, boylu boslu bir hayvandir, dik durur, güzel burunludur, beyazdir ve siyah gözlüdür. Ölçülü ve saygin olarak onurlandirilmak ister, gerçek anlamda üne dost oldugu için gemsizdir, kendisine verilen emri hemen anlar ve harekete geçer. Diger at ise beli bükülmüs, yavas ve kolay kolay kendisine gelemeycek durumdadir. Boynu kalinlasmistir, burnu düzdür, rengi siyaha çalar, gözleri donuklasmis ve kanlanmistir. Onun dostu ölçülü ve dürüst olmamaktir, kulaklari titrer ve sagirdir, bu nedenle de mahmuzlanir ve kamçilanir, ancak böyle yola gelir. Askla dolu bir yüz gördügü zaman ruhunun kanadigini, harekete geçirildigini ve etkilenerek tutku duydugunu fark eder. Arabacinin sözlerini dinleyen at her zaman saygili bir sekilde dizginlendigi için sevgiliye dogru kosar. Diger at ise arabacinin mahmuz ya da kamçilarini dinlemez, siddetli bir sekilde kosar, gerek esi gerekse de arabaciya sorunlar yaratarak sevgilinin yanina gitmeye zorlar, istegi bir önce çiftlesme zevkini yasamaktir. Arabaca ve yanindaki at ilk zamanlar onu geri çekmeye, kötü ve gereksiz isler yapmaktan alikoymaya çalisirlar, ancak problemler bir türlü azalmayinca da en sonunda atin arkasindan gitmeye baslarlar. (254)

Sonuç
Görüldügü üzere büyük filozof Platon, Phaidros diyalogunda gerek arabaci kuramiyla Freud’yen psikanalizin temellerini olusturmasi, gerek mental rahatsizliklari tanrisal bir vergiye baglayarak övmesi, gerekse ruh sagligi için sehir yasantisinin disina çikmayi önermesiyle modern psikolojinin temellerini atmakla kalmamis, günümüz ruhsal sagliklari için vazgeçilmez öneriler sunmustur. Ayrica dialektigin temelini olusturan maiotik yöntem diyalog formunda iletisimin yapisini aktarirken, ruh sagligi üzerine bilimsel yaklasimin temellerini de atabilmis; bizlere psikoterapi yönteminin sarsilmaz çikis noktasini gösterebilmistir. Bizlere düsen bu dogrultuda sorunlarimizla yüzlesmek ve bunlarin altinda yatan “gizli” nedenleri dogurtarak onlardan kurtulmaktir.

Uzm. Psi. Berk Ergin

 

Dipnotlar

  1. psychologydictionary.org
  2. Platon, Phaidros 2017 (Çev. Akderin)
  3. S. Freud, Das Ich Und Das Es (Id ve Ego), Leipzig, S.77, 1923
  4. Wikipedia, Phaidros
  5. Platon, Myth of Er, Republic 614d
  6. Antropoloji Kuramlar Kuramcilar, Özbudun – Safak, s. 57
  7. Plato, Phaedrus 246a, Oxford World’s Classics 2002

Uzm. Psikoterapist Berk Ergin

Berk Ergin