NORADRENALİN (Norepinefrin)
Her ne kadar beyin tarafından salgılanmasa da stres hormonu noradrenalin, vücudumuzun alarm sinyali gibidir. Dolayısıyla bu iki hormondan bahsedmeden edemeyiz. Tehlikeyle karşı karşıya olduğunuz hissini bu hormon uyandırır. Sinir, öfke, saldırganlık durumlarında daha çok yükselir. Aynı zamanda bünyeyi acil hareket etmeye hazırlar.

Böbreküstü bezlerinin medulla kısmından kana hormon olarak salınır. Ayrıca noradrenerjik nöronlardan salındığında merkezi sinir sistemi ve sempatik sinir sisteminde bir nörotransmitter olarak görev yapar. Diğer bir adıyla Norepinefrin, adrenerjik reseptörlere bağlanarak etkilerini gösterir.
Noradrenalin hormonu salgılandığında nabız atışı hızlanır, tansiyon yükselir karaciğerdeki glikojenin glikoza dönüşmesi hızlanır ve böylelikle acil enerji ihtiyacı karşılanmış olur. Noradrenalin (adrenalinle birlikte) acil durumlarda, o zor anlardan kurtulabilir hale gelmemizi sağlayan yegane hormondur. “Ya hep ya hiç” diyeceğiniz durumlarda tetiklenir.

Elbette sürekli maruz kalmak zararlıdır. Bu hormon seviyesini azaltmak için stresten arınmaya çalışın Hareket etmek, stres hormonunu azaltmanın en hızlı yoludur, yani ofiste sinirlendiğiniz, gerildiğiniz günlerde akşamları bir tur koşun ya da yürüyüş yapın.

ADRENALİN (Epinefrin)
Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından öz bölgede salgılanan bir hormondur. Doğada bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır. Etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle, acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir. Heyecan ve korku durumunda adrenalin salgılanması artar. Kan damarlarını genişletir. Acı hissini azaltır. Göz bebeklerinin büyümesiyle göze alınan ışık artar, daha net ve hızlı görüş sağlanır. Adrenalin hormonunun yarılanma ömrü iki dakikadır.

Adrenalinin salgılanması sırasında iskelet kaslarına ait atardamarlarda genişleme, düz kas ve sindirim sistemine ait atardamarlarda daralma meydana getirir. Koroner arterler genişler, kan basıncı yükselir, kalp atış hızı artar, göz bebekleri (pupilla) büyür, kan şekeri (glisemi) yükselir.

Stresli durumlar söz konusu olduğunda adrenalin, ortak hareket ettiği nöradrenalin ile birlikte organizmayı arındırıyor. Uzmanlara göre, adrenalinin en önemli görevlerinden biri, şeker ve yağın metabolizmada sindirilmesiyle oluşan enerji depolarının, acil durumlarda kullanıma geçmesini sağlamak. Adrenalin sıkıntı, korku ve depresyonda yükseliyor. Örneğin, aniden korktuğunuz bir insanla karşılaştığınızda kandaki ensülin ile yağ oranının miktarını artırarak daha enerjik hale gelmenizi sağlıyor.

Acil durumlarda adrenalin bütün duyuları açık hale getiriyor, dikkati son düzeye ulaştırıyor ve görsel hafızayı güçleniyor. Arasıra adrenaline ihtiyaç duymak doğal ama bunu da abartmamak lazım, aksi halde her an patlamaya hazır bir bombaya dönüşebilirsiniz.

Noradrenalinde uyguladığınız her şey, adrenalin için de geçerli. Sizi stresten arındıracak olan her yöntemi deneyebilirsiniz.

MELATONİN
Melatonin havanın kararmasıyla birlikte salgılanmaya başlıyor ve bizi uyku haline programlıyor. Gün içinde ise üretimi azalıyor. Biyolojik saatimiz melatonin tarafından yönlendiriliyor. Gece çalışması, uzun mesafeli yolculuklar ya da aşırı stres, vücudumuzun dengesiyle birlikte, melatonin üretim sürecini de olumsuz etkiliyor.
Melatonin epifiz bezinin pineolasit adı verilen hücrelerinden salgılanır. Biyoritmi (sirkadyan ritm) belirler ya da biyoritm üzerinde etkilidir. Pineolasit hücreleri ışığa duyarlıdır. Elektromanyetik dalga yoğunluğu arttıkça melatonin salgılanması azalır.

Işığa duyarlı olan melatonin, ancak karanlık alanlarda verimli bir şekilde salgılanır. Bununla birlikte ışığın az olduğu alanlarda da salgılanmasına rağmen, salgılanan hormon miktarı azalır. Bu nedenle yeterli miktarda melatonin için karanlığa ihtiyaç duyulur.

Melatonin, kişiden kişiye değişse de yaklaşık olarak 23:00 ile 05:00 saatleri arasında salgılanan bir hormondur. Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlamaktır. Bunun haricinde melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Bu nedenle lösemi ve diğer kansere yakalananların kesinlikle karanlık ortamlarda yatırılmaları istenmektedir. Yapılan son araştırmalara göre hormonun yaşlanmayı geciktirici etkisi de vardır.

Güçlü bir antioksidan olması nedeniyle, bu hormonun kanseri önlemede oldukça etkili olduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Bu nedenle gece geç saatlerde yatmak ya da ışıklı ortamda uyumak melatonin üretiminin azalmasına neden olur. Bu da sağlıksız uyku ve psikolojik yıpranmalar ile sonuçlanır.

OKSİTOSİNOksitosin (İngilizce: Oxytocin), primer olarak beyinde nöromodülatör görevi olan bir memeli hormonudur. Beyinde hipotalamusta sentez edilir ve arka hipofizden salınır.

 

Oksitosin en fazla üremedeki rolü ile bilinir. Özellikle doğum esnasındaki ve doğum sonrasındaki rolü önemlidir. Doğum esnasında serviks ve uterusun gerilmesi ile çok miktarlarda salınır, rahim kaslarının kasılmasını uyarır ve doğumu kolaylaştırır. Doğumdan sonra ise meme başı uyarısı ile sütün salınımını sağlayarak emzirmeye yardımcı olur.

Kadınlarda, oksitosin, doğum sırasında rahmin kasılmalarından sorumludur. Hormon uterus kaslarının kasılmasını stimüle eder, bu sayede doğum başlar. Aynı zamanda prostaglandin üretimini de arttırır, artan prostoglandinler kasılmaları daha da arttırır. Bu etkisi sebebiyle sentetik oksitosin (pitocin) doğumun doğal olarak başlayamaması durumunda kullanılır.

Son zamanlardaki çalışmalar oksitosin hormonunun davranışlar üzerine etkisini de ortaya koymaktadır. Örneğin; orgazm, sosyal tanıma, eşler arasındaki bağ, anksiyete ve anne davranışları bu davranışlar arasında sayılabilir. Bu nedenle bu hormona bazen “aşk hormonu” da denmektedir. Oksitosin salgılanmasındaki yetersizlik sosyopati, psikopati, narsisizm ve genel manipülasyon eğilimi ile ilişkili bulunmuştur.

“aşk”, “kucaklama” veya “güven” hormonu oksitosin hem stresli hem de sosyal açıdan bağlayıcı deneyimler sırasında yükselmeye meyillidir. Dokunma yoluyla basit bir vücut teması hem sizin beyninizin hem de temas ettiğiniz partnerinizin beyninin düşük seviyelerde oksitosin üretmesini sağlayacaktır. Bazı yiyecekler (özellikle de elma, zencefil, erik, buğday, domates, bezelye, sarımsak, güvey otu, yumurta, muz ve biberler gibi fitoöstrojen içeren yiyecekler) oksitosin üretimini tetikleyebilir; psikolojik destek, empati ve şefkat de öyle. Oksitosin, güven oluşturmada çok önemli bir beyin bileşenidir, güven de duygusal ilişkilerde çok önemlidir.