Depresyon Dünya’da en sık görülen ve en sık da iş ve güç kaybına yol açan nedenlerden bir tanesidir. Depresyonun yaygınlığı 100’de 3 ila 6 arasında değişmektedir ve kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Bulgularına göz atarsak: Gün boyu süren bir isteksizlik halsizlik uyku bozukluğu; bu bazen çok uyuma ya da uyku uyuyamama şekilde olabilir. Kendini sürekli olarak mutsuz değersiz ve hissiz hissetme depresyon belirtilerinin başlıcalarıdır. Depresyon olan hastaların hayatın her alanına karşı ilgisi azalır; işi ile ilgili, yaşantısı ile ilgili yaptığı günlük uğraşlarla, cinsellikle ilgili ilgi kayıpları görülür.

Kişinin enerjisi çok düşüyor, içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor ve dolayısıyla da gün boyu süren ve uzun süredir bu durum yaşanıyorsa bu depresyondur. Depresyon tanısını koyabilmek için sürenin biraz uzun olması gerekir çünkü hepimiz zaman içinde bu tür duygular günlük geçici olarak yaşayabiliriz ama depresyon tanısı alınabilmesi için bu durumların daha uzun süreli olması ve kişinin hayatını etkiliyor olması gerekir. İntihar sık görülür ve umutsuzluk, kendine olan güvendeki azalma, isteksizlik, artık hayattan zevk alınacak bir şey kalmadığına dair düşünceler oluşur. Dolayısıyla da intihar konusunda özellikle tedavi edilmeyen depresyonlarda dikkatli olmak gerekir. İntihar depresyonla birlikte sık görülen bir bulgudur. Bunaltı yani kaygı da depresyonla sıklıkla birlikte görülebilir.

Depresyondaki hastalarda aşırı bir suçluluk çok anlamlı olmayan kendini değersiz hissetme gibi bulgular da rastlanan bulgulardandır. Yine iştah bozulması ile ilişkili olarak sürekli bir kilo kaybı da depresyonun bir belirtisi olarak karşımıza çıkabilir. Sonuç olarak bu tür depresyon bulguları kişinin hayatında önemli kayıplara zorluklara yol açar. Herkes depresyona girebilir ama bazı durumlar depresyon için daha fazla risk taşımaktadır. Daha önceden depresyon geçirmiş olma ailede depresyona öyküsünün bulunması, önemli kayıplar, ayrılıklar madde ve alkol kullanımı, kişinin iş kaybı, düşük sosyoekonomik düzey, yalnızlık, bazı fiziksel hastalıklarla depresyon nedenlerindendir.

Depresyonda genetik bir yatkınlık söz konusudur. Ailede depresyonun görülmüş olması yatkınlığı arttırır. Depresyon türlerinden kronik depresyonda majör depresyon tanısı alacak kadar bulguların olmadığı, en az 2 yıllık geçen bir süreden bahsetmek gerekir. Bu çocuklar için biraz daha kısa bir süre olabilir. Bu durumda bir kronik depresyondan bahsedilir. Bir başka depresyon çeşidi mevsimsel depresyondur. Genellikle kış ve sonbahar aylarında başlayıp yaz ve İlkbahar aylarında sonlanır ve her yıl da aynı tekrarlamalar görülür

Depresyonda genetik yatkınlık kadar kişisel özellikler ve kişinin yaşadığı psiko-sosyal stresler de etkindir. Bütün bunlar bazı nörofizyolojik değişikliklere yol açarak depresyonun ortaya çıkmasına neden olur. Sonuç olarak depresyon ortaya çıktığında bazen doğru fizyolojik değişiklikler oluşur. İşte bu nedenle de depresyonun tedavisinde ilaçlar kullanılır. Depresyon tedavisinde ilaçlar etkilidir ve bağımlılık yapmazlar. Uygun ilaçlar bir hekim tarafından tanı konulduktan sonra başlanır.

Tanı, bu saydığımız bulguların kişinin işlevselliğini bozacak hayatını etkileyecek düzeye gelmesi ve belli bir süredir devam etmesi değerlendirilerek konulur. Daha sonra da tedavi yöntemleri seçilir. Depresyon tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavi edilmediği zamansa birçok başka hastalığın ortaya çıkmasına ve iş kaybına ilişki bozulmalara neden olur. Depresyonda ilaçlar kadar terapilerde destekleyicidir. Özellikle Bilişsel-Davranışçı Terapi’nin etkinliği kanıtlanmıştır. Dolayısıyla ilaç tedavisinin ve terapilerin birlikte sürdürülmesi gerekir. Depresyon tedavisinde doğru ilaç ve terapi yöntemleri sayesinde olgularda %85 oranında tedavi görülmüştür.

Bazı vakalar daha dirençlidir. Dolayısıyla tedavinin daha uzun sürmesi gerekir. Tedavideki amaç sadece bulguların giderilmesi değil aynı zamanda tekrarlarında engellenmesini kişinin bir an önce işlevselliğine kavuşturulmasıdır. Depresyonda her zaman hastaneye yatarak tedavi gerekmez; çoğunlukla ayaktan tedavi yeterli olur ancak özellikle intihar riski varsa kişinin hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi gerekir. İntihar riskinin yanı sıra aşırı derecede yeme bozukluğu olmuşsa ya da uyku düzensizliği varsa bunların düzenlenmesi için hastane yatışı gerekebilir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa sonuç da o kadar hızlı alınacaktır ancak unutmamak gerekir ki depresyon tekrar edibilen bir hastalıktır. Dönem dönem olaylar ya da koşullar nedeniyle depresyon atakları oluşabilir özellikle daha önce depresyon geçirmiş kişilerin yeniden depresyon geçirme olasılıkları çok daha fazladır. 60 yaşın üzerinde başlamış depresyonlarda ya da ailede depresyon öyküsü olan vakalarda ya da alkol ve madde kullanımının ya da anksiyete bozukluğu gibi bir hastalığın eşlik ettiği olgularda tekrar atak geçirme olasılığı daha da artar.

Sonuç olarak depresyon kişinin yaşamını olumsuz etkileyen, yaşam kalitesini düşüren iş kaybına neden olan ve sık görülen bir hastalıktır. Ne kadar erken tanı konulur ve tedaviye ne kadar erken başlanırsa olumlu sonuç alma olasılığı o kadar artar. Depresyon tedavisinde amaç tam düzelme olmalıdır. Kişinin kendi başına “ben bununla baş edebilirim, ben güçlüyüm, kendi başıma halledebilirim” demesi depresyonun daha da uzamasına ve derinleşmesine neden olabilir. Bu nedenle depresif belirtiler görüldüğü zaman mutlaka profesyonel bir yardım almak gerekmektedir.

Uzm. Psikoterapist Berk Ergin

Berk Ergin